Language Preference

Bike Kilic

Fotoğrafım
United States
Merhaba! Benim adım Bike ve Türkü'm. Şu an eşim Antonio ile birlikte Amerika'da yaşıyorum. Yeni yerler, insanlar, filmler, aktiviteler vs keşfetmeyi cok severim ve bunları sizlerle paylaşmak isterim. Umarım güzel bir vakit geçiririz hep beraber. Her zaman düşüncelerinizi, varsa sorularınızı bekliyorum ;) ~~~~~~~~~~~ Hello! My name is Bike and I am from Turkey. Currently I live in America with my husband, Antonio. I love discovering new places, people, movies, activities etc and sharing my experiences with people. I hope we will have fun together ;) Please don't hesitate to ask me any questions and share your comments about my writings, thoughts, journeys etc.

Bir e-mail kadar yakin olmak=)

8 Ağustos 2014 Cuma

Edirne'de Keşfedilmesi Gereken Yürekler

"Çingene yüreğim yana yana oynayan alev gibi yanarken
Çingene yüreğim yanar oynar
Çingene yuregim bir o yana bir bu yana delice kosarken
Çingene yuregim çalar oynar"*


Sabanci Universitesi Kendini Keşfet projesi ile yola çıktım geçtiğimiz Cumartesi Edirne'ye doğru. Size bu yazımda bu projede karşılaştığım çocuklardan, deneyimlerimden, aşklarımdan, kırgınlıklarımdan, üzüntülerimden, umutlarımdan, planlarımdan bahsedeceğim. Önceliğim bu projede tanıştığım minik yürekleri sizlere tanıtmak ve onların farkındalığını arttırmak. Inanılmaz duygu yüklüyüm. Nereden başlayıp nasıl toparlayayım  bilemiyorum. Size yazmak istediğim o kadar çok şey var ki. O sebeptendir bir şiirle başlamam.. Lütfen benimle olun bu yazımda ne kadar uzatsam da..

Edirne'de bir çingene mahallesindeydik. 1 hafta boyunca Edirne Cumhuriyet İlkokulu ve Ortaokulu'nda çocuklarla beraber öğrendik, onlara öğrettik, onlarla oynadık, onlarla şarkı söyledik, onlarla dans ettik.
Sizlere öncelikle tanıtmak isterim çingene yürekleri. Malesef ötekileştirilmiş bir sistemde yaşıyorlar. Mahalleleri içindeler.. Aynı insanlar..Aynı kültürler.. Bu arada yanlış anlamayın bundan şikayetçi değiller ama toplum içindeki diğer bireylere de bu yüreklerini göstermek ve sevgilerini göstermek istiyorlar.
Ben bu yolculuğuma çıkmadan önce çingenelerin kendilerine çingene denilmesinden hoşlanmadıklarını düşünüyordum ama o yürekler "Biz çingeneyiz abla" diyorlardı. Kulağıma küpe oldu ve tabi utandım bu önyargımdan dolayı. Roman ya da çingene, elekçi, şopar, esmer vatandaş gibi sıfatlarla isimlendirdiğimiz bu halkın minik yürekleri, kendini soyutlayarak olsa da kitlenin içinde varoluş çabasını sürdürmektedir**

Bu yürekleri tatil zamanında okula gelmelerini bekledik ama olamadı - ilk gün 1 çocuk gelmişti :(. O sebeple mahallenin içine girip teker teker çocukları yanımıza çağırıp anlattık -- sevgiyle şefkatle.. 

Ikinci gün 2,3,4..derken çocuklar saatler ilerledikçe geldiler sınıflara.. Tabii bu eğitim / öğretim döneminde bile gelmeyen çocuklardan beklenmeyen bir haraketti - müdür beyin dediğine göre (?). Benim yüreğim pırpır ediyordu çocuklar geldikçe..

Derslerimiz bildiğiniz gibi matematik, kimya, fen, türkçe ögretmek degil de daha çok bu yüreklerin kendilerini tanımayı, çevreyi tanımaları, insanlara anlayışlı/ uzlaşmacı şekilde yaklaşmaları, kabiliyetlerini sergilemeleri ve özgüvenlerini arttırmaları için oluşturulan eğlenceli programlardan oluşuyordu. 

Oyunla tanışma..
Oyunlarla sözel becerilerini tanıma..
Oyunlarla sayısal becerilerini tanıma.
Oyunlarla kültürlerini tanıma, tanıtma..
Oyunlarla çatışma / uzşlaşma/ barış kavramlarını anlama/ uygulama..
Oyunlarla engellileri tanıma/ farkındalığını sağlama..
Oyunlarla elindeki araç ve gereçlerle de becerilerini sergileyebileceklerini görebilmeleri..
Bu arada ben de bir çok kaynak keşfettim bu konuda. Bir yumurta kabından ne harikalar çıkabiliyor anlatamam!:

Ne mi öğrendiler? Belki de hiçbirşey hatırlamıyorlar..Belki de dinlemediler bizi.. Belki de sadece oyunların oyun kısmına odaklandılar..Ama en önemlisi sarılmayı ögrendiler..Yanaklarına bir öpücük kondurulabileceğini ögrendiler.. Sopa ile dövülmeden uzlaşmaya varılabileceğini ögrendiler. 
Peki biz koca insanlar? Ne mi öğrendik? Bu yüreklerin elleri inanılmaz yetenekli.. Çalgı çalarken, resim çizerken, el işi yaparken ve en önemlisi elleri çalışırken algıları da inanılmaz açık oluyor!. 
Çatışma/ Uzlaşma ve Barış sana ne anlatıyor dedim..Kalem konuştu..

Ne mi öğrendik? Bu çocuklar bir profesyonel destek almalılar çünkü sinirlerini kontrol edemiyorlar. Çok çabuk bir şekilde sinirlenebiliyorlar ve o yüreklere yakışmayan sözler söyleyip/ sert haraketlerde bulunabiliyorlar.
Ne mi öğrendik? Çocuklara gelmeden önce eğitimin eğitimcilere/ annelere & babalara verilmesi gerektiğini ögrendik. 1) Bir çocugu okula aç gondermemelisiniz. En azından bir iki lokma atsın agzına lutfen! 2) Okula gelirken sarılın! 3) Sınıfta sopalar var! Lutfen elinize aldıgınız konusunda yanılayım ögretmenler 4) Önce cocukları tanımalılar.. Ne zaman algıları acık. Ne konuda eksikler. Hangi sekillerde ogretebilirim. Yaratın yaratıcı olun! 5) Sistem bok gibi haklısınız büyüklerimiz; ama sistemi değiştirebiliyorsan değiştir veya sen sistemin yapamadıklarını getirmeye çalış. Bu sekilde baslasak olmaz mı? Basarılarınızla duyurun kendinizi. Bakın o zaman sistem mi gelir ayagınıza siz mi gidersiniz onların ayagına?
Ne mi öğrendik? Çocukların hepsi olmasa da bir kaçı topluma katılabilir. Neden hepsi değil biliyor musun? 
Baba işsiz anne işsiz..Devlet ötekileştirmis ugramıyor bile civarlarına. Işsizlik haklarını vermemis. Hırsızlık yapıyor aile ve minik Ekrem (1. sınıfta) bunda kendini hak görüyor..
Melike (ortaokul çağında) evine gittiğinde çocukluk yaptıgında (ki yapabilir normaldir) annesi tarafından dövülüyor..
Erbil annesini kaybetmis geçen sene..Inanılmaz sinirli sebebi belki de bu bilemiyorum ama abileri var..Ona örnek olmaları gerekirken sakinleşir diye sigaraya alıştırıyorlar.. Ortaokul çağında bu güzel yürekli çocuk..
Adem (3.-4. sınıf yaşında) bana bakıyor susun arkadaşlar lütfen derken. Yorgunum.. Ağlayacağım hüngür hüngür..Çünkü anlamıyorum nedir bu kadar patlama bu çocuklardaki..Adem bana bakıyor..Ve diyor ki "Siz nasıl bu sınıf zaptediliyor sanıyorsunuz.Sopa ile!" Kimsenin günahını alamam ama gözüm de sınıftaki sopaya takılıyor..
Sınıfa geç kalan Kayhan diyor ki "Ablacım mahalledeki abi gel bana yardım et dedi. Kıramazdım çünkü yaşlı biri ve birbirimizi tanıyoruz" 

Ama bir dakika..Yanlıs anlamayın beni..Bunlar kontrol edilemeyebilir ama farkına varmalı büyüklerimiz.Aklını kullanmalı..Yüreğini kullanmalı. Çünkü umut dolu çocuklar bunlar..Akıllı, umutlu, sevgi dolu çocuklar. Edirne'de bir mahallede yaşayan ama Edirne'yi iyi bilenler, kendilerini iyi tanıyanlar..

Edirne sokaklarında dolaşırken "ötekileştirilmeyen" diğer insanlara baktığımda/ konuştuğumda da ön yargılara rastlayabiliyorum bizleri / minik yürekleri anlatırken. Bu ön yargıları kırmak isterim sizlerle de:
Kendimizi tatmin etmiyoruz biz bu proje ile -- ben kahroluyorum bu çocukların haklarını alamadıgını gorunce..Ben elimden gelen herseyi yapıyorum onlara unutmayacakları bilgileri bırakana kadar..
Ileri vadede etkili olabiliyorum - evet belki her sene gelmiyorum..Evet belki de bir haftalık buradayız..Ama biliyorum ki bu cocukların bir kacını kurtarabiliyorsam bu bir aydınlık.

Edirne sokaklarında dolaşırken bu kadar tarihi, kulturel zenginligi olan bir sehirde bu kadar önyargılı, dusunmeden konusan insanların varlıgına uzuluyorum.

Uzulmemem gerekiyor diyerek dolasiyorum Edirne sokaklarını -- çunku kalan her gunu dolu dolu gecirmek istiyorum minik yureklerle..

Ruhumu zenginlestiriyorum Edirne muzeleriyle..Muzelerde her bilgi cok detaylı..Sunumlar/ canlandırmalar mukemmel. Mutlaka gidilmesi gereken yerler:
Gonlumu zenginlestiriyorum her koseden gelen dügün/ kutlama sesleriyle..
Damağımı zenginlestiriyorum Edirne mutfagı ile.. Ciğer..Börek..Peynir..Domates (muhtesem tatlı domatesleri var:)), Arda şarapları, Mamzana (Gazi Baba'ya uğrayın ve benden de selamlarımı gönderin..).Ve daha fazlası...

Ve ertesi günü sınıfa döndüğümde Erbil sigara yerine darbukayı alıyor..
Hüseyin Istanbul'a gezmeye giden sevgilisinin aşkından olacak bir türkü tutturmuş diline. 
Melike her darbuka vuruşunda guzel bir endamla atıyor omzunu..
1. sınıftakiler abilerine/ ablalarına örnek oluyorlar sessizce otururken sıralarında..
Emirhan kopan terliğine inat koşuyor bahçede özgürce..
Tezcan acıkan karnına inat geciriyor cuvalı oyuna devam ediyor..
Duygu biz giderken yanağından süzülen gözyaşlarını silip arkadaşlarının şakalarına katılabiliyor..
Kavga eden Nazim Efe ve Serhan kucaklaşıp barışabiliyorlar..
Müdürün kızı diye uzak durulan Rana Melike bir bakıyorum arkadaslarının desteği ile kazanıyor yarısmayı ve takımın basarısını saglıyor..

Ve son gün mahalleye döndüğümüzde cevredeki abiler/ ablalar/ amcalar/ dayılar/ dedeler/ nineler fotograf makinesi arıyorlar Çingene Yüreklerim bizlere sarılırken. 

A be güzel çocuklar! Soyleyin bu ablanıza mutlu oldunuz mu bizlerle? Yıldızlara bakın biz hep oradayız hep yanınızda olmasak da..A be guzel yürekler sizi çok seviyorum ve Edirne'ye yolum düşerse size ugramak için elimden geleni yapacağım.. Derslerinizi aksatmayın..Karnınızı tok tutun, ayağınızı sıcak. Gonlunuzu ferah tutun..




ÇİNGENE YÜREKLERİN SİZE MESAJI VAR:
"Biz insani, dünyada insani yaşamak istiyoruz. Biz örgütün kapısını açtık. Kapalılığı geride bırakmak, eski günahlarımızı unutmak istiyoruz. Biz güneşin altında bir yer istiyoruz. Karanlık dünyamızda, çocuklarımızın iyiliği elde etmesi, kültürümüzü herkese- bizim dışımızdaki herkese sunabilmeleri için aydınlık ve hava arzuluyoruz."***

video



Sevgiyle Kalın,
Bike



Çingeneler hakkında kaynaklar:
Edirne yemekleri için kaynak:
Çingene/ Balkan müziklerine hayran kaldım. Dinlemek isterseniz: 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder